Öngörü: Zamanda ileriye doğru bakma ya da geleceği değerlendirme. Öngörüde bulunmak hem mutluluk verir hem de acıları hafifletir.
Mutluluk duygularla, erdem ise davranışlarla alakalıdır ve o duygulara o davranışlar neden olabilir.
Diyelim ki kötü bir gün geçirdiniz. Eğer o anda, bir sonraki gece arkadaşınızla kağıt oynamaktan ne kadar zevk alacağınızı hayal etmeye çalışırsanız, yanlışlıkla hayali arkadaşınıza yükselirsiniz.
Hayatın en acımasız gerçeklerinden biri şudur: Harika şeyler, özellikle ilk olduklarında harikadırlar. Harikalıkları tekrarlandıkça azalır. Sevgilinizin ilk “seni seviyorum” dediği zamanla son “seni seviyorum” dediği zamanı kıyaslayın. O deneyim her seferinde daha az zevk verir. Psikologlar buna “alışkanlık,” iktisatçılar “azalan marjinal fayda,” geri kalanımız ise “evlilik” der. Ama insanoğlu bu eğilimle savaşmaya imkan tanıyan iki yöntem keşfetmiştir: Çeşitlilik ve zaman. Eğer birine sahipseniz ötekine ihtiyacınız yoktur. Olaylar arasında yeterince zaman aralığı bırakılırsa çeşitlilik sadece gereksiz olmakla kalmaz, pahalıya da mal olabilir.
Zenginlik insanları sersefil bir hayatın dışına çıkarıp orta sınıfa soktuğunda mutluluğu arttırır ancak sonrasında mutluluğun artmasına fazla katkısı olmaz… İktisatçılar zenginlikle birlikte “marjinal faydanın giderek azalacağını” ifade ediyorlar. Bu sözler açlığın, soğuğun, hastalığın, yorgunluğun ve korkunun acı verici olduğunu ama bu sıkıntıların olmadığı bir konumu bir kez elde ettiniz mi paranızın geri kalanının gitgide işe yaramaz kağıt yığını halini aldığını söylemenin çok süslü bir yoludur.
Modern iktisadın babası Adam Smith’in 1776'da yazdığı gibi “Her insanda yiyecek arzusu insan midesinin dar kapasitesi ile sınırlıdır. Fakat binaların, elbiselerin, aksesuarların, ev mobilyalarının konforuna ve süsüne duyulan arzunun limiti veya belli bir sınırı yoktur.”
İnanç aktarma oyunu, mutlulukla ilgili doğru olmayan bazı şeylere neden inandığımızı açıklar. Para mutluluk getirir inancı buna bir örnektir. Bir diğeri ise çoğumuzun hassas noktası olan çocuk mutluluk kaynağıdır inancıdır. Her kültür üyelerine çocuk sahibi olmanın onları mutlu edeceğini söyler… Oysa çocuk sahibi olan kişilerin gerçek memnuniyetlerinin ölçtüğümüzde, ortaya çok farklı bir hikaye çıkıyor. Genellikle evlilikler çok mutlu bir şekilde başlar. Sonra birlikte yaşam sürecinde memnuniyetleri kademe kademe azalır ve memnuniyet seviyeleri ancak çocuklar evden ayrıldıktan sonra başlangıç düzeyine yaklaşır. Popüler yayınlarda okuduklarımıza rağmen “boş yuva sendromu” için tek bilinen semptom artmış gülümsemelerdir… Gerçeği söylemek gerekirse çocuklarla ilgilenmenin, sadece ev işi yapmaktan bir parça daha hoş bulunduğu ortaya çıktı.
Bu bulguların hiçbirinin bizi şaşırtmaması gerekir. Çocukların bir sürü iş -bir sürü gerçekten zor iş- demek olduğunu her ana baba bilir. Ebeveynliğin çok sayıda tatmin edici anı olmasına rağmen bu işte geçirilen anların büyük kısmı yaptıklarımızın kıymetini gönülsüzce de olsa bilmeleri yıllar alacak insanlara yapılan sıkıcı ve özverili hizmetleri kapsar. Eğer anne babalık bu kadar zor bir işse, neden ona böyle toz pembe bir bakışımız vardır? Bunun bir nedeni, telefonda tüm gün bize doğru olduğuna inandıkları bir fikri aktaran toplum hissedarlarıyla -annemizle, amcamızla, dayılarımızla, teyzelerimiz ve kişisel eğitmenlerimizle- konuşuyor olmamızdır. Ama bu fikrin başarılı bir şekilde aktarılmasının nedeni doğruluğu değildir. “Çocuklar mutluluk getiri fikri bir süper kopyacıdır. Bizimde parçası olduğumuz “inanç aktarma şebekesi” aktarım yapacak yeni insan temeni olmadan iş göremez. Çocuklar mutluluk kaynağıdır inancının kültürel aklın bir parçası haline gelmesinin nedeni, bunun tersi bir inancın o inancı besleyen toplumun dokusunu bozacak olmasıdır. Gerçekten çocukların acı ve keder getirdiğine inanan ve bu yüzden çocuk yapmayı bırakan insanlar kendi inanç aktarma şebekelerini yaklaşık elli yıl içinde tasfiye ederler, böylece kendi sonlarını getiren inanca son vermiş olurlar. Shakerlar 1800’lü yıllarda ortaya çıkan ütopyacı bir tarım topluluğuydu. Vaktiyle sayıları altı bin civarındaydı. Çocukları hoş karşılıyor fakat onları yaratan doğal eylemi onaylamıyorlardı. Yıllar geçtikçe cinsel ilişkide bulunmamanın önemi konusundaki katı inançları şebekelerinin küçülmesine neden oldu. Bugün geriye sadece ahir zaman inançlarını kendilerinden başka hiç kimseye aktaramayan birkaç yaşlı shaker kaldı.
İnanç aktarma oyunu öyle hilelidir ki çocuklar ve paranın mutluluk getirdiğine bu tür inançların doğru olup olmadığına bakmaksızın inanmak zorundayızdır. Bunu anlamak hepimizin şimdi işlerimizden ayrılıp ailelerimizi terk etmemiz gerektiği anlamına gelmez…